06700 Çankaya - Ankara 0532-342 23 89 info@kitapvitrini.com

Bambaşka bir Latife

Yıllardır Cumhuriyet Dergi’de yazılarını okumaya alıştığımız İpek Çalışlar’ın artık bir kitabı var: 'Latife Hanım'. Çalışlar, Atatürk’ün sabık eşini kitabında bütün detaylarıyla anlatıyor. Ama Atatürk’ün eski karısı olarak değil, Latife Uşaki olarak. Yani şimdiye kadar çoktan yapılması gerektiği gibi. Ne de olsa İpek Çalışlar’ın da sağlam bir kadın bakış açısı var. İstanbul doğumlu İpek Çalışlar, Üsküdar Amerikan Lisesi ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okudu. 1970’te TRT Haber Merkezi’nde çalışmaya başladı. 12 Eylül’le birlikte işten çıkarıldı. Ardından beş sene Nokta dergisinde çalıştı. 'Saat başı haberden butik habere geçtim' diyor gülerek. Butik haberler Sokak dergisiyle devam etti. Sokak’ın ardından da 10 sene kadar Cumhuriyet Dergi’nin yayın yönetmeniydi. Şimdi artık yazar. Kocası Oral Çalışlar, oğlu ise Reşat Çalışlar.

Neden Latife Hanım’ı yazmak istediniz ve ne kadar sürdü?

Mart 2004’te Cumhuriyet’ten ayrıldım. Birgün’de üç hafta kaldım. Sonra bir arkadaşımın evinde, Latife Hanım’la Atatürk’ün evliliği ile ilgili bir kitap görünce, birdenbire neden ben Latife Hanım’la ilgilenmiyorum diye düşündüm. Kitabı aldım okudukça mahçup oldum. 100’ü aşkın kadının portresini incelemiştim çünkü. Karar verdim, ben Latife Hanım’ın peşine düşeceğim diye. Birdenbire her şey bana çok enteresan gelmeye başladı, Cumhuriyet tarihini bilmiyorum, kadın tarihini bir miktar biliyorum. Ne bulursam okumaya başladım. Bir ayın içinde anladım ki, Latife Hanım’ın hayatı hiçbir zaman düzgün yazılmamış. Ondan sonra Latife Hanım bizim evin içinde yaşamaya başladı!

Sizce niye kimse ilgilenmedi Latife Hanım’la?

Okulda okutulan Cumhuriyet tarihine o kadar soğuk yaklaşıyoruz ki, o tarihin bir parçası olduğu için yokmuş gibi geliyor insana. Gerçekten de yıllar içinde yok edilmiş bir kadın aslında. Satırbaşları çıktıkça hiç ummadığım bir tabloyla karşılaştım. Çünkü Latife Hanım son derece etkili bir kadın Cumhuriyet tarihinde. En büyük sürpriz, kadın hareketinin içinden, ‘sufrajet’ diye anılan kadınlardan biri. Çok sağlam politik duruşu, çok sağlam kadın bakış açısı olan ve çok entelektüel bir kadın.

O zaman ilk feministlerden miydi?

Genç kızlığında kadın hareketiyle çok ilgili, Çankaya’yken de kadın hareketine destek veriyor. Siyasi hak talebiyle ortaya çıkıyor, 'Ben Van’dan milletvekili olayım' diyor, Mustafa Kemal kabul etmiyor. O dönemde kadın hareketi neydi, Latife Hanım’ın bununla ilişkisi neydi gibi ayrıntıları her yere serpiştirdim kitapta. Türkiye’deki kadın hareketi de onu fark etmemişti.

Evlilikten sonra Latife Hanım kendi kendini yok etmeyi mi seçti?

Eski pozisyonuyla bir sürü sevmeyeni var, çünkü çok kuvvetli bir kadın. Bütün dönemin inceliklerine vakıf, herkesin neyin nesi olduğunu iyi biliyor. Cumhuriyetin önde gelen isimlerini, artı ve eksileriyle çok iyi tanıyor. Latife Hanım’ı bir şekilde kendileri için tehlike olarak görenler bir karalama kampanyası yapmış. Özellikle Mustafa Kemal Paşa’nın ölümünden sonra. Onu silmeyi becermişler. Silmenin ötesinde, hırçın, sert, hırslı ve şımarık bir kadın portresi çizmişler. Ve bu sıfatların hiç biri ona uymuyor. Latife Hanım çağının çok ötesinde bir kadın. Anlaşılma problemi çıkınca, o da kepenkleri kapatmış. Ama bizim göremediğimiz Türk Tarih Kurumu arşivinde her şeyini saklamış.

Nasıl bir evlilikmiş onlarınki?

Orası biraz sürprizli. Latife Hanım’la Mustafa Kemal oldukça eşit ilişki içinde, hiyerarşiden uzak ve bir alışveriş içindeler. Hatta Latife evliliğini anlatırken, 'Bizimki bir fikir ve ideal beraberliğiydi' diyor. Modern bir karıkoca ilişkisi, ikisinin de özelliklerinden gelen bir şey. Mustafa Kemal o zaman onu bir kadın modeli olarak öne sürüyor. Latife buna çok uygun. Ama hiçbir zaman Mustafa Kemal’in her dediğini onaylayan, fikrini söylemeyen, tartışmayan bir kadın değil.

Siz nasıl yaklaştınız Latife Hanım’a? Çünkü bir tarafta Atatürk gibi bir simge var. Pozitif ayrımcılık yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Yaptım tabii. Ben burada şuna dikkat ettim: Mustafa Kemal’in karısı olarak değil, Latife Uşaki olarak ele aldım. Tabii ki onun yanında durarak yaptım bunu ama biraz mesafe koymaya çalıştım. Kadından yana bir şey yapmak hakkımdır diye düşündüm.

Yakınlarıyla konuşmak, belgelere ulaşmak kolay mıydı, zor muydu?

İnternet çağında ulaşamayacağın hiçbir şey yok öncelikle. Başlangıçta Latife Hanım’ın ailesiyle hiç ilişkiye geçmedim. Öncelikle dünya basınını taradım. Dünya basını, Latife Hanım’a bir dünya yıldızı olarak bakıyor. Latife Hanım, o iki buçuk yılı, attığı adım takip edilen, sürekli hakkında yazılar çıkan, hayranlıklarla izlenen ünlü bir kadın olarak geçirmiş. Türkiye’de kontrollü bir basın var. Önce onun üzerine kurdum hikayemi. Sonra Emine Uşaklıgil, Latife Hanım’ın yakınlarından biriyle ilişki kurdu. Hiç konuşmayan bir yeğen konuşmayı kabul etti. Latife ölmeden ikinci kuşağa konuşmayacaksınız diye vasiyet etmiş. Niye yaptığını kestirmek mümkün değil. Üçüncü kuşağa böyle bir vasiyeti yok. Onlardan Muammer Erboy, gerçekten benim ufkumu açtı. O bana daha çok boşandıktan sonraki hayatını anlattı.

Yazmak istediğiniz ama yazamadığınız bölümler oldu mu?

Var tabii. Çok hassas davrandım, çünkü Türkiye’de Atatürk’le ilgili son derece hassas bir kamuoyu var, onun anısını zedeleyecek bir şey koymadım. Latife Hanım’la ilgili ne bulursam yazdım ama.

Aşk yok mu bu evlilikte?

Bence birbirlerine âşıkmışlar. Anılarda yazılmış sevgiye dair bütün sözcükleri topladım. Sonuç olarak Mustafa Kemal Paşa, evliliğinin birinci yılı boyunca gerçekten tutkun Latife Hanım’a. Sonra beraber yaşamanın zorlukları, Türkiye’de yaşanan ağır koşullar etkili oluyor, belki o tutkusu devam etmiyor olabilir. Latife Hanım’ınki ise hiç bitmemiş bir tutku. Ben Mustafa Kemal’in de boşandıktan sonra da Latife Hanım’ı unutamadığını düşünüyorum. Yarım kalmış bir evlilik olarak görüyorum. Mesela Mustafa Kemal, Latife Hanım’a boşandıktan dokuz yıl sonra Uşaki soyadını veriyor. Uşaki, âşıklara dair demek.

Boşandıktan sonra görüşmeye devam etmişler mi?

Görüşmemişler, bir tek defa Göksu’da karşılaşıyorlar. Ancak aralarında sürekli bir iletişim var. Mustafa Kemal’in yanındakiler Latife Hanım’ı ziyaret ediyor, haberler gidip geliyor. Hatta Mustafa Kemal’in ona zaman zaman yaveriyle çiçek yolladığı, Dolmabahçe Sarayı’na davet ettiği anlatılıyor. Ama hiçbir zaman gitmemiş.

Latife Hanım’a haksızlık edildiğini düşünüyor musunuz?

Çok yazık olmuş. Mesela Medeni Kanun’da çok büyük payı var Latife Hanım’ın. Fikirleri son derece berrak bir kadın. Kadın meselesinde ne olması gerektiğini, eğitimle dinin ayrılması gerektiğini söylüyor. Mustafa Kemal’i çok etkilemiş. Kadınlar seçme ve seçilme hakkını, Latife Çankaya’dan ayrıldıktan 10 sene sonra elde ediyor. 10 sene içinde bu mesele gündemden kalkmış. Latife Hanım Çankaya’da olsaydı kadınlar bugün çok daha iyi bir konumda olurdu diye düşünüyorum. Ayrıca Latife Hanım çok sayıda dil biliyor, virtüoz derecesinde piyano çalıyor, edebiyat merakı müthiş, hukuk okumuş çok entelektüel bir kadın.

İpek Çalışlar ile Latife Hanım adlı kitabı üzerine ile 14 Haziran 2006 tarihinde Milliyet Gazetesinde yapılan söyleşiden alınmıştır.

Kivi